On beş Mart sabahı Varşova soğuktu.
Nurhan saat altıda uyandı. Alarmdan önce. Altı aydır ilk kez değildi bu — antrenman günleri vücudu güneşten önce kalkmaya alışmıştı. Ama bu sabah farklıydı. Bugün antrenman yoktu. Bugün ring vardı.
Yatakta bir süre öylece kaldı. Tavana baktı. Leke oradaydı. Altı ay önce işsiz, umutsuz, aç yattığı bu yatakta o lekeye bakarak geçirdiği geceleri hatırladı. Şimdi aynı tavan, aynı leke, aynı sessizlik. Ama aynı adam değildi.
Kalktı. Tartıya çıktı: 67. Tam istedikleri gibi. Altı ayda on bir kilo vermişti. Kas hafızası, disiplin ve Krzysztof'un acımasız antrenmanları.
Kahvaltı: yulaf, muz, iki yumurta beyazı. Kahve yok — Krzysztof yasaklamıştı. "Maç günü kafein kalp ritmini bozar. Zaten yeterince heyecanlısın."
Çantasını hazırladı. Bandajlar, dişlik, iki şişe su, havlular. Eldivenlerini — yeni, siyah, daha salona ilk gittiği hafta Krzysztof'un hediye ettiği 16 oz'luk antrenman eldivenleri değil, maç için özel 10 oz'lar.
Kapıyı çekti. Merdivenleri indi. Sokakta hava keskindi. Vistül'den esen rüzgâr yüzünü ısırdı. Ama Nurhan üşümüyordu. İçerisi sıcaktı.
Turnuva, Varşova'nın Wola semtindeki büyük spor kompleksinde düzenleniyordu. Nurhan binaya yaklaştığında kapıda birikmiş kalabalığı gördü: antrenörler, sporcular, hakemler, birkaç gazeteci. Kimisi ısınıyor, kimisi kulaklıkla müzik dinliyor, kimisi duvara yaslanmış boşluğa bakıyordu.
İçerisi daha kalabalıktı. Tribünler yarı yarıya doluydu — aileler, kulüp arkadaşları, meraklılar. Havada ter, dezenfektan ve tebeşir tozu kokusu. Işıklar parlaktı, ring mavi minderle yükseliyordu. Üç ring yan yana. İlk turlar eş zamanlı yapılacaktı.
Krzysztof onu girişte karşıladı. Bugün farklı giyinmişti — kot pantolon değil, siyah eşofman, kulüp logosu göğsünde. Ciddiydi.
"Nasılsın?"
"İyiyim."
"Korkuyor musun?"
Nurhan bir an durdu. Telman'ın sözü geldi aklına: "Qorxursansa, yaxşıdı."
"Evet," dedi. "Ama sorun değil."
Krzysztof başını salladı. "İyi. Korkmayan sporcudan korkarım zaten."
Tartı odası dar ve beyazdı. Dijital tartı, bir masa, iki sandalye, duvarda Polonya Kickboks Federasyonu'nun logosu. Görevli Nurhan'ın lisansını kontrol etti, fotoğrafa baktı, Nurhan'a baktı, başını salladı.
"Tartı."
Nurhan eşofmanını çıkardı, tartıya çıktı. 66.8.
"Tamam."
Siklet: hafif orta. Rakip: Marek Wolski. Kulüp: Legia Warszawa. 24 yaşında. 12 maç, 9 galibiyet, 5 nakavt.
Nurhan formu okurken Krzysztof arkasından geldi. "Unutma," dedi. "Sol ayağı önde. Solak. Sağ eline dikkat et."
"Biliyorum."
"Ve ilk round. Enerjiyi sakla. Bırak o yorulsun."
"Biliyorum."
Krzysztof bir şey daha söyleyecek oldu, vazgeçti. Onun yerine Nurhan'ın omzuna vurdu. Sert, kısa, anlamlı.
"Saat ikide ringdesin."
İlk maç.
Nurhan soyunma odasında ellerini sardı. Bandajlar sıkı, düzgün, her katı yerli yerinde. Altı ay önce ilk denemede gevşek olmuştu. Şimdi parmakları kendiliğinden biliyordu.
Krzysztof kapıda bekliyordu. "Hazır mısın?"
Nurhan ayağa kalktı. Aynada kendine baktı. Kırmızı köşe forması, siyah şort, siyah eldiven. 67 kilo. Gözlerinin içi kıpırtısızdı. Korku hâlâ oradaydı — ama üstünde, bir katman gibi, kararlılık vardı.
"Hazırım."
Ring.
Ses önce geldi: tribünlerin uğultusu, bir yerlerden gelen müzik, ring kenarında Krzysztof'un sesi — "Nefes al! Çene aşağıda!" Ama hepsi uzaktı, bir perdenin arkasından geliyor gibi. Nurhan ringe adım attığında sadece mavi minderi gördü. Sadece karşısındaki adamı.
Marek Wolski söylendiği kadar vardı. Uzun boylu, geniş omuzlu, sol ayağı önde. Yüzü sakindi. 12 maça çıkmış bir adamın rahatlığı. Gözleri Nurhan'ı süzdü — "yeni birini daha devireceğim" der gibi.
Hakem ortada. Kısa brifing: temiz dövüş, bel altı yok, düdüğe uy. Eldivenler birbirine değdi. Nurhan'ın kalbi kaburgalarında atıyordu.
Zil.
İlk round.
Wolski beklendiği gibi agresif başladı. Sol direkt, sağ kroşe, sol tekme. Nurhan geri çekildi, gardı yukarıda, adımlarını sayarak. Bir, iki, geri. Sol tekme geldi — bloke etti. Sağ kroşe — altından kaydı. Krzysztof'un kenardan bağırdığını duydu: "Sabır!"
Otuz saniye böyle geçti. Nurhan sadece hareket etti, yumruk atmadı. Tribünden bir ıslık duyuldu. Wolski'nin köşesinden biri "Atak!" diye bağırdı.
Ve sonra Wolski'nin sol eli düştü.
Tam Krzysztof'un videolarda gösterdiği an. Tekme girişinde, Wolski dengesini toplamak için sol elini bir karış aşağı indiriyordu. O boşluk, bir nefeslik aralık.
Nurhan girdi.
Sol kroşe — Wolski'nin çenesine değdi, temiz. Sağ aparkat — karaciğere. Wolski'nin nefesi duyuldu. İki adım geriledi. Ama Nurhan peşini bırakmadı. Sol diz, sağ direkt, sol tekme — kombinasyon, altı ay önce hayal bile edemeyeceği kadar akıcıydı.
Hakem araya girdi. Saydı: bir, iki, üç, dört. Wolski ayağa kalktı, başını salladı — "devam" işareti.
Roundun kalanı kontrollü geçti. Wolski temkinliydi artık. Nurhan enerjisini sakladı. Zil.
Köşede Krzysztof su şişesini uzattı. "İyi. Ama ikinci roundda bitir. Üçüncüye bırakma. Yarın yine dövüşeceksin."
İkinci round. Wolski toparlanmıştı. İlk roundun şokunu atlatmış, mesafeyi koruyarak puan toplamaya çalışıyordu. İki dakika boyunca karşılıklı yumruklar. Nurhan bir iki darbe aldı — sol kaşının üstünde bir sızı, kaburgalarında bir yanma. Ama ayakları yere sağlam basıyordu. Nefesi düzenliydi.
Ve sonra, roundun son saniyelerinde, Wolski aynı hatayı yaptı. Tekme girişinde sol eli yine düştü.
Bu sefer Nurhan beklemedi. Sağ kroşe — tam çeneye.
Wolski düştü. Minderin sesi boğuktu. Hakem saymaya başladı: bir, iki, üç... Wolski doğrulmaya çalıştı, dört... dizlerinin üstünde kaldı, beş... altı... başını salladı, yedi... sekiz... ayağa kalktı ama gözleri odaksızdı. Hakem gözlerinin içine baktı, sonra kollarını çapraz yaptı.
Maç bitti.
Nurhan'ın kolları havadaydı. Ama bu sefer 2019'daki gibi değil — zafer çığlığı yoktu, kamera yoktu. Sadece derin, titreyen bir nefes. Beş yıl sonra, ilk maç. Ve kazanmıştı.
Krzysztof ringe çıktı, omzunu tuttu. "İlk tur. Bitmedi."
Nurhan başını salladı. Biliyordu. Bitmemişti. Ama başlamıştı.
Çeyrek final aynı günün akşamındaydı.
Rakip: Piotr Nowak, Poznań'dan. 26 yaşında, 18 maç, 14 galibiyet. Deneyimli, soğukkanlı, tekme ağırlıklı dövüşen biri. Nurhan maçtan önceki üç saatte sadece su içti, bir muz yedi ve gözlerini kapattı. Krzysztof'un soyunma odasındaki sedyesinde uzanmış, tavanı seyrediyordu.
"Yoruldun mu?" diye sordu Krzysztof.
"Biraz."
"O da yoruldu. O da bu sabah dövüştü. Onun da bacakları ağrıyor. Unutma."
Nowak maçı zordu. İlk round Nowak'ın tekmeleriyle geçti — sol bacağına, sağ bacağına, kalçasına. Nurhan'ın sol baldırı mosmor oldu. İkinci roundda topallamaya başladı. Krzysztof kenardan "Değiştir!" diye bağırdı — gardı değiştir, sağ ayak öne.
Nurhan gard değiştirdi. Nowak bir an duraksadı — alıştığı hedef değişmişti. O an, o tereddüt, yetti. Nurhan girdi, üçlü kombinasyon: sol kroşe, sağ direkt, sol diz. Nowak geriledi. Daha da geriledi. Ve Nurhan round sonuna kadar baskıyı sürdürdü.
Üçüncü round bittiğinde karar hakemlerdeydi. Puan: 29-28, 29-28, 29-28. Nurhan Teymurxanlı.
Yarı finaldeydi.
Ertesi gün.
Nurhan sabah uyandığında sol bacağı şişmişti. Morluk, dizinden ayak bileğine kadar yayılmıştı. İlk adımda inledi. Ama yürüdü. Topallayarak da olsa, yürüdü.
Salona vardığında Krzysztof buz torbasıyla bekliyordu. "Otur."
Nurhan oturdu. Buz, önce yakıcı, sonra uyuşturucuydu. Krzysztof bir şey söylemeden bacağını inceledi, bastırdı, baktı.
"Kırık yok. Ama zorlanacak."
"Biliyorum."
"Yarı final rakibin Tomasz Jankowski. Gdańsk'tan. 30 maç, 27 galibiyet, 18 nakavt. Geçen senenin finalisti. Favori."
Nurhan rakamları duydu. 18 nakavt. 27 galibiyet. Favori. Ama içinde bir şey kıpırdamadı. Belki de korkunun bir dozu vardı — bir eşikten sonra artmıyordu, sadece orada duruyordu.
"Ne yapacağız?" diye sordu.
"Dövüşeceğiz."
Jankowski maçı, Nurhan'ın hayatında çıktığı en zor maçtı.
Rakip dedikleri gibiydi: güçlü, hızlı, deneyimli. İlk yumrukta Nurhan hissetti — bu adam farklıydı. Wolski'nin yumruğu taştı, Nowak'ınki rüzgârdı. Jankowski'ninki çelikti.
İlk round Jankowski'nindi. İki kere Nurhan'ı iplere sıkıştırdı, bir kere düşürdü — Nurhan dört saniyede kalktı ama başı dönüyordu. Krzysztof'un sesi uzaktan geliyordu: "Nefes! Sakin!"
Köşede Krzysztof eğildi, gözlerinin içine baktı. "Dinle. Bu adam senden iyi. Daha deneyimli, daha güçlü. Ama bir şeyi yok."
"Neyi?"
"Kaybedecek bir şeyi."
Nurhan anladı. Jankowski'nin kaybedecek çok şeyi vardı: unvan, favori etiketi, geçen senenin finalisti olmanın ağırlığı. Nurhan'ın kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. İşsiz bir mühendisti. Beş yıl uzak kalmış, kimsenin adını bilmediği bir adam. Kaybetmek, onun için zaten aşina olduğu bir şeydi. Bu, onu özgür kılıyordu.
İkinci roundda Nurhan farklı çıktı. Artık geri çekilmiyordu. Jankowski'nin her yumruğuna karşılık veriyordu. Darbe yiyor, darbe indiriyordu. Ringin ortasında iki adam, iki irade, iki beden — birbirine vuruyordu.
Üçüncü round başlarken Nurhan'ın kaşı açılmıştı. Kan, sol gözüne akıyordu. Hakem durdurdu, doktor baktı, devam dedi. Krzysztof elinden geleni yaptı — buz, havlu, "gözünü kırpma" — ama kan durmuyordu.
Jankowski kanı gördü. Üstüne geldi. Sol direkt, sağ kroşe, sol tekme. Nurhan geriledi, iplerde sıkıştı. Tribünler ayağa kalktı. Jankowski'nin köşesi "Bitir!" diye bağırdı.
Ve Nurhan, o anda, Telman'ın sesini duydu.
Ses dışarıdan gelmiyordu. İçeriden. Göğsünün bir yerinden, yıllardır susmuş o tel yeniden titreşti. "Qorxursansa, yaxşıdı. Amma qorxunu içində saxlayıb döyüşəcəksən."
Nurhan iplerden koptu.
Sağa kaydı — Jankowski'nin sol kroşesi boşluğu buldu. Sola yattı — sağ tekme havayı yardı. Sonra, Jankowski'nin dengesini toplamasına fırsat vermeden, içeri daldı. Sol kroşe, sağ kroşe, karaciğere sol diz, sağ aparkat.
Jankowski sendeledi. Gözlerinde şaşkınlık vardı — "bu nereden çıktı" diyen o bakış. Nurhan peşini bırakmadı. İki adım, sol tekme, sağ direkt. Jankowski iplere yığıldı.
Hakem saydı. Jankowski kalktı. Ama gözlerindeki o şaşkınlık gitmemişti. Maçın sonuna kadar bir daha aynı agresiflikle gelmedi.
Zil çaldığında, Nurhan ayakta zor duruyordu. Sol gözü kan içinde, bacağı şiş, kaburgaları ağrıyor. Ama ayaktaydı.
Hakemlerin kararı: 29-28, 28-29, 29-28. Bölünmüş karar.
Kazanan: Nurhan Teymurxanlı.
Tribünlerden bir uğultu yükseldi. Kimi alkışlıyordu, kimi itiraz ediyordu. Ama Nurhan duymuyordu. Ringin ortasında durmuş, tavana bakıyordu. Varşova'daki stüdyo dairenin tavanındaki lekeyi, Bakü'deki spor salonunun floresan lambasını, Telman'ın yüzünü, Krzysztof'un kollarını kavuşturmuş halini — hepsini aynı anda görüyordu.
Finaldeydi.
O gece stüdyo dairede oturmuş, bacağına buz koymuş, kaşındaki bandı yokluyordu. Televizyon kapalıydı. Telefonu açtı: onlarca mesaj, tebrik, "@nurhan_teymurxanli" etiketi. Instagram'da bir video: Jankowski maçının son roundu. Binlerce görüntüleme.
Daha önce hiç olmamıştı bu. O, kimsenin tanımadığı adam, şimdi ekranlardaydı.
Krzysztof aramıştı. "Yarın final."
"Biliyorum."
"Rakip belli oldu."
Nurhan bekledi. Telefonun diğer ucunda bir sessizlik. Sonra Krzysztof'un sesi, her zamankinden farklı — daha ağır, daha ölçülü.
"Andrei Volkov. Litvanya asıllı. Avrupa şampiyonu."
Nurhan adı tanımıyordu. Ama Krzysztof'un sesindeki bir şey, tanımasına gerek olmadığını söylüyordu.
"Kaç maçı var?"
"42 maç. 38 galibiyet. 29 nakavt. Son Avrupa Şampiyonası birincisi. Dünya sıralamasında ilk onda."
Nurhan rakamları dinledi. 29 nakavt. Dünya ilk on. Karşısındaki duvara baktı. Rutubet lekesi, bu sefer farklı görünüyordu — bir duvar gibi.
"Ne yapacağız?" diye sordu.
Telefonda sessizlik. Sonra Krzysztof, hiç beklemediği bir şey söyledi:
"Kazanacağız."
Nurhan güldü. Acıyla karışık, kısa bir nefes. "Nasıl?"
"Bilmiyorum. Ama buraya kadar geldik. Artık durmayız."
Telefon kapandı. Nurhan yatağa uzandı. Tavana baktı. Leke oradaydı. Yarın, o lekeyi son kez görecekti. Çünkü yarın — kazansa da kaybetse de — bu odadaki adam, artık altı ay önceki adam değildi.
Gözlerini kapadı. Uykuya dalmadan önce, zihninde bir ring canlandı. Karşısında biri vardı. Yüzü seçilmiyordu ama duruşu, omuzları, ağırlığı — her şeyiyle "şampiyon" diyordu.
Ve Nurhan, rüyasında, o ringe yürüyordu.
Final sabahı.
Nurhan gözlerini açtığında saat 07:00'dı. Vücudu alarm gibiydi — ne zaman duracağını, ne zaman kalkacağını biliyordu. Sol bacağı hâlâ şişti. Kaşındaki bandı gece uykuda çıkarmıştı, yastıkta kan lekesi. Ama umursamadı.
Tavana baktı. Leke oradaydı. Son kez.
"Bugün," dedi sessizce. "Bugün her şey bitiyor."
Kalktı. Kahvaltı: yulaf, muz. Kahve yok — Krzysztof'un kuralı hâlâ geçerliydi. Su içti. Çantasını hazırladı — bandajlar, dişlik, havlular, yedek forma. Kapıdan çıkarken dönüp odaya baktı. Altı ay. Altı ayda bu oda ne kadar küçülmüştü.
Salon bu sefer farklıydı.
Tribünler tamamen doluydu. Final günü, bütün turnuvanın aktığı tek bir ringe indirgenmişti. Işıklar daha parlak, anonslar daha yüksek, hava daha ağır. Kenarda televizyon kameraları, birkaç gazeteci, federasyon yetkilileri.
Krzysztof onu soyunma odasında karşıladı. Her zamankinden sessizdi. Söyleyecek bir şey bulamayan bir adamın sessizliği değil — her şeyi söylemiş, şimdi sadece beklemenin vakti olan bir adamın sessizliği.
"Bacağın?"
"İdare eder."
"Doğruyu söyle."
"Ağrıyor. Ama dövüşürüm."
Krzysztof başını salladı. Elini Nurhan'ın omzuna koydu, bir an tuttu, bıraktı. Konuşmadı. Ama o el, o sessizlik, altı ayda söylenmiş her şeyden daha fazlasını söyledi.
Isınma alanında Volkov'u ilk kez gördü.
Andrei Volkov fotoğraflardaki gibiydi — ve değildi. Fotoğraflar boyunu, kas yapısını, dövmelerini gösteriyordu. Ama Volkov'un yanında duran bir şeyi göstermiyorlardı: ağırlığını. Bir varlık gibi, etrafındaki boşluğu dolduran bir şey. Ringe çıkmış 42 adamın 38'ini yenmiş, 29'unu nakavt etmiş birinin taşıdığı o görünmez kalkan.
Volkov ısınıyordu. Gölge boksu. Hareketleri ekonomik, her yumruk bir amaca hizmet ediyor, hiçbir şey fazladan değil. Nurhan'a bakmadı. Bakmasına gerek yoktu — o, kariyerinde Nurhan gibi yüzlerce rakip görmüştü.
Ama Nurhan ona baktı. Uzun uzun. Ve baktığı şeyden korkmadı. Saygı duydu. Korku başkaydı, saygı başkaydı. Korkan dövüşemezdi. Saygı duyan dövüşürdü.
Ring.
Anons: "Kırmızı köşe... Polonya... Fight Club Praga... Nurhaaaaan Teymurxanlı!"
Seyircilerden karışık sesler. Alkış, merak uğultusu, birkaç ıslık. Nurhan ringe çıktı, kollarını kaldırmadı, selam vermedi. Sadece yürüdü. Köşesine geçti. Krzysztof arkasında, eli omzunda.
"Mavi köşe... Litvanya... Avrupa Şampiyonu... Andreiii Volkov!"
Bu sefer ses farklıydı. Tribün ayağa kalktı. Volkov ringe çıktı, kollarını iki yana açtı, selam verdi. Şampiyonun selamı. Bunu daha önce yüz kere yapmıştı.
Hakem ortada. Brifing: temiz dövüş, uzatma yok, üç round, puan ya da nakavt. Eldivenler birbirine değdi. Volkov'un gözleri Nurhan'ınkilerle buluştu. Bir an. Sonra döndü, köşesine gitti.
Nurhan nefes aldı. Kalbi sakindi. Altı ay önce ısıtıcıyı tamir ederken ellerini titreten o acemi heyecan, o güvensizlik — gitmişti. Yerinde ne vardı? Tam olarak bilmiyordu. Ama bir adı vardı: hazır olmak.
Zil.
İlk round.
Volkov beklendiği gibi başlamadı — beklentinin de ötesinde başladı. Daha ilk on saniyede Nurhan farkı hissetti. Wolski'nin yumruğu taştı, Nowak'ın tekmeleri rüzgârdı, Jankowski'nin gücü çelikti. Volkov'unki bunların hiçbiri değildi. Volkov'unki bir seviyeydi. Ulaşılmaz değildi — ama ulaşmak için tırmanmak gerekiyordu.
Sol direkt — Nurhan bloke etti ama kolları sarsıldı. Sağ tekme — kaburgalarında patladı, nefesi kesildi. Volkov ringin ortasında duruyor, Nurhan'ı etrafında döndürüyor, açığını arıyordu. Bir profesörün öğrencisini sınaması gibi.
Ve ilk düşüş.
Volkov'un sağ kroşesi, Nurhan'ın gardının arasından sızdı — çene. Nurhan'ın başı arkaya savruldu, dizleri çözüldü, minder sırtına çarptı. Düşmüştü.
Hakem araya girdi. "Bir... iki... üç..."
Nurhan minderde yatarken tavanı gördü. Tıpkı stüdyo dairedeki gibi. Beyaz, lekeli. Ama bu tavan farklıydı. Bu tavan, altı ay önceki tavandan çok daha yakındı. Çünkü bu sefer altında yatan adam, ayağa kalkacaktı.
"...dört... beş..."
Krzysztof'un sesi: "Kalk!"
"...altı..."
Telman'ın sesi: "Qorxursan?"
"...yedi..."
Kendi sesi: "Yox, müəllim."
Sekiz.
Ayağa kalktı.
Hakem gözlerinin içine baktı. Nurhan başını salladı — devam. Volkov köşesinde bekliyordu, yüzünde bir şey kıpırdadı. Şaşkınlık mıydı? Saygı mı? Bilinmezdi. Ama bir şeydi.
Roundun kalanı hayatta kalma mücadelesiydi. Nurhan mesafeyi korudu, gardını sıkı tuttu, Volkov'un en ağır darbelerini bloke etti. Bir iki kere karşılık verdi — sol kroşe Volkov'un omzuna, sağ direkt göğsüne. Hafifti ama mesajdı: hâlâ buradayım.
Zil.
Köşede Krzysztof gözlerinin içine baktı. "Dinle beni. Düştün ve kalktın. O şimdi ne düşünüyor biliyor musun? 'Bu çocuk neden hâlâ ayakta?' İkinci roundda şaşırt onu."
"Nasıl?"
"Yürü üstüne."
İkinci round.
Nurhan yürüdü.
Volkov'un beklemediği bir şeydi. Düşen adam, ikinci roundda üstüne gelen adam — bu senaryo Volkov'un kariyerinde enderdi. Nurhan ilk yumruğu attı: sol direkt, temas etti. Sağ kroşe — Volkov bloke etti ama geri adım attı. Volkov geri adım atıyordu.
Tribünler uğuldamaya başladı. Bir şeyler oluyordu. Kâğıt üstünde olmaması gereken bir şey.
Volkov toparlandı. Şampiyon refleksi. Mesafeyi yeniden kurdu, iki sert tekme indirdi — Nurhan'ın sol bacağına, aynı yere, üç gündür mor olan o bacağa. Nurhan'ın yüzü buruştu. Ama geri çekilmedi.
Roundun ortasında büyük bir değiş tokuş oldu. Ringin tam ortasında, iki adam karşılıklı durdu ve yumruklaştı. Volkov'un sol kroşesi Nurhan'ın kaşına — bandın üstüne, yeniden kanattı. Nurhan'ın sağ kroşesi Volkov'un çenesine — temiz, sert. Volkov'un başı yana savruldu.
Seyirciler ayağa kalktı.
Bu, Volkov'un turnuvada yediği ilk gerçek darbeydi. Gözleri bir an parladı — acıdan mı, öfkeden mi? Sonra başını salladı, neredeyse gülümsedi. İşte şimdi dövüş başlıyordu.
Zil.
Köşede Krzysztof kanı sildi. "Son round. Her şeyi bırak. Her şeyi."
Nurhan cevap vermedi. Nefes nefeseydi. Ama gözleri parlıyordu.
Üçüncü round.
Son iki dakika.
Ring daralmıştı. Işıklar titreşiyor, sesler bulanıklaşıyor, zaman yavaşlıyordu. Sadece karşısındaki adam vardı şimdi. Sadece Volkov. Sadece şampiyon.
Ve Nurhan her şeyi bıraktı.
Yumruklar, tekmeler, dizler — altı ayda, beş yılda, on yılda öğrendiği her şey. Wolski'yi deviren aparkat, Nowak'a karşı gard değiştirme, Jankowski'ye karşı ayakta kalma iradesi. Ve daha geride, çok geride: Bakü'de bir spor salonunda, Telman'ın beyaz gömleği ve tütsü kokusu arasında, on dört yaşında öğrendiği ilk şey. "Sən döyüşəcəksən."
Volkov da aynısını yapıyordu. Şampiyonluğunu, deneyimini, 42 maçın verdiği her şeyi ortaya döküyordu. İki adam, ringin ortasında, artık stratejiyi, taktiği, planı unutmuş — sadece dövüşüyordu.
Nurhan bir ara Volkov'un gözlerini gördü. Ve orada, o gözlerde, saygı vardı. Rakibinin gözlerinde saygıyı görmek — bunu ona kimse öğretmemişti. Ama şimdi biliyordu.
Son on saniye. İkisi de ayaktaydı. İkisi de vuruyordu. Yumruklar havada buluşuyor, nefesler karışıyor, ter uçuşuyordu. Tribünler ayaktaydı. Krzysztof kenarda bağırıyordu — ne dediği duyulmuyordu. Volkov'un köşesi susmuştu.
Zil.
Nurhan duydu. Ama durmadı. Bir yumruk daha attı — boşluğa. Sonra fark etti. Bitmişti.
Ringin ortasında durdu. Elleri iki yanına düştü. Göğsü körük gibi inip kalkıyordu. Sol gözü şiş, kaşından kan sızıyor, bacağı zonkluyor, kaburgalarında yanma. Ama ayaktaydı.
Volkov da ayaktaydı. Nefes nefese, yüzünde morluklar — Nurhan'ın bıraktığı izler. Bir an birbirlerine baktılar. Sonra Volkov bir adım attı, eldivenini Nurhan'ın eldivenine değdirdi — saygı işareti. Nurhan karşılık verdi.
Ve sonra Volkov eğildi, kulağına bir şey fısıldadı. Nurhan'ın anlayamadığı, Rusça ya da Litvanca bir şey. Tek bir cümle. Ama anlamasını gerektirmiyordu. Tonundan belliydi: şampiyondan şampiyona.
Hakem ikisini de köşelerine gönderdi. Sonuç bekleniyordu.
Nurhan Krzysztof'un omzuna yaslandı, nefes almaya çalıştı. Krzysztof bir şey söylemedi. Ama gözleri doluydu. Altı aydır ilk kez.
Ringin ortasında, kararı beklerken, Nurhan başını kaldırdı ve salonun tavanına baktı. Beyazdı. Temizdi. Hiç leke yoktu.