İkinci gün.
Nurhan gözlerini açtığında saat 06:30'du. Telefonun alarmı çalmadan uyanmıştı — yıllardır ilk kez. Vücudu dünün ağrısıyla zonkluyordu: baldırları, omuzları, karın kasları, hatta parmak eklemleri. Yatakta doğrulurken inledi. İyi bir ağrıydı bu. Uzun zamandır hissetmediği türden. Hatırlatan bir ağrı.
Kalktı. Isıtıcı çalışıyordu — dünkü tamiratının gururu hâlâ tazeydi. Kahve yaptı, iki yumurta kırdı, ekmeği kızarttı. Masada oturdu. İkinci gün kahvaltısı. Dün ayakta içmişti kahveyi. Bugün masadaydı. Küçük şeyler.
Telefonunu açtı. Telman'ın mesajı hâlâ oradaydı: "Yaxşıyam, müəllim. Danışarıq." Cevap gelmemişti. Belki de gelmezdi. Telman öyle adamdı — lafı uzatmazdı. Ama Nurhan bu sabah bir şey fark etti: dün gece mesajı gönderirken hissettiği o sıkıntı, o "ne söyleyeceğim şimdi" gerilimi, azalmıştı. Çünkü artık söyleyecek bir şeyi vardı. Daha söylememişti, ama vardı.
Fight Club Praga'nın önüne geldiğinde saat 07:25'ti. Beş dakika erken. Dün aynı kapıda eli kolu titrerken durmuştu. Bugün beklemedi.
İçeri girdi.
Resepsiyondaki kız dünkü kızdı. Onu görünce tanıdı, başını kaldırdı.
"Dzień dobry."
"Dzień dobry."
"Dünkü deneme antrenmanıydı," dedi kız, ekrana bakarak. "Bugün?"
Nurhan cebini yokladı. Son elli zloti hâlâ oradaydı. Elektrik faturasını hâlâ ödememişti.
"Aylık üyelik ne kadardı?"
"150 zloti."
Nurhan başını salladı. Cevabı biliyordu. "Peşin mi?"
"İlk ay peşin. Sonra otomatik."
Elli zloti. Cebinde elli zloti vardı ve kiradan sonra birikmiş ne varsa elektrik faturasına ayrılmıştı. Dokunamazdı. Banka hesabı sıfıra yakındı. Kredi kartı limiti doluydu.
Bir sessizlik oldu. Kız bekledi.
"Bugün de deneme alabilir miyim?"
Kız kaşlarını kaldırdı. "Deneme sadece ilk gün için. Üzgünüm."
Nurhan başını salladı. Bir şey söyleyecekti ki arkasından bir ses geldi.
"Daj spokój, Martyna."
Döndü. Dünkü adamdı. Gri eşofman, omzunda havlu, seyrek saçlı, köşeli çeneli. Gözleri bu sabah daha keskindi — ya da Nurhan öyle algıladı. Adam resepsiyona yaklaştı, kıza Lehçe bir şeyler söyledi — çok hızlı, Nurhan sadece "ben hallederim" kısmını anladı. Kız omuz silkti, başka bir şey demedi.
Adam Nurhan'a döndü.
"İkinci gün."
"Evet."
"Zor olan ikinci gündür. Birincide herkes gelir." Adam elini uzattı. "Krzysztof Nowicki."
Nurhan elini sıktı. Tok bir el sıkıştı — kısa, kuvvetli, gereksiz güç gösterisi yoktu. Profesyonel.
"Nurhan."
"Biliyorum. Dün kayıt formunu gördüm." Krzysztof bir an durdu, Nurhan'a baktı — baştan ayağa, hızlı, değerlendiren bir bakış. "Daha önce dövüştün mü?"
Sorunun geliş şekli, Nurhan'ın beklemediği bir şeydi. "Daha önce dövüştün mü?" — "hiç yaptın mı" değil. "Biliyorum yaptın, ne kadar?" gibi.
"Evet," dedi Nurhan. "On yıl. Bırakalı beş yıl oldu."
Krzysztof'un yüzünde bir şey kıpırdadı — kaşı mıydı, dudağı mıydı, anlaşılmadı. "On yıl. Hangi ülkede?"
"Azerbaycan."
"Madalya?"
Nurhan duraksadı. Mühendislik mülakatlarında CV'sine yazamadığı şeyi şimdi bir yabancıya söylemek... "Yedi uluslararası. Üç ulusal şampiyonluk."
Krzysztof başını yavaşça salladı. Ne etkilenmiş ne de şaşırmış gibiydi. Sadece bilgiyi işliyordu. Sonra arkasını döndü, antrenman alanına yürümeye başladı.
"Gel."
Nurhan peşinden gitti.
Krzysztof onu ringin yanındaki küçük ofise götürdü. Ofis denemezdi aslında — kilitli dolaplarla çevrili bir köşe, bir masa, üstünde kâğıt yığınları, duvarda eski maç fotoğrafları ve bir Polonya bayrağı.
"Otur."
Nurhan oturdu. Krzysztof masanın arkasına geçti, sandalyeye oturmadı — ayakta kaldı, kollarını kavuşturdu.
"Beş yıl uzun bir süre."
"Biliyorum."
"Neden bıraktın?"
Nurhan'ın omuzları gerildi. Bu soruya hazır değildi. Kimseye anlatmadığı bir şeydi. Mülakatlarda "akademik kariyere odaklanmak istedim" derdi, yalan değildi, sadece eksikti. Ama şimdi, bu adamın karşısında, o eksik cümle işe yaramazdı. Krzysztof'un gözleri öyle bir bakıyordu ki, yalanı anında yakalardı.
"Bir sebepten," dedi Nurhan. Sesi düz çıktı. "Sonra anlatırım."
Krzysztof bir an baktı. Sonra başını salladı — kabul etmişti. Üstelemedi. Bu, Nurhan'ın ona duyduğu saygıyı anında artırdı.
"Peki. Neden geri dönüyorsun?"
Bu soru daha zordu. Çünkü Nurhan'ın kendine bile tam açıklayamadığı bir şeydi. Tavandaki leke mi? YouTube'daki eski videolar mı? Giorgi'nin Instagram'da hâlâ dövüştüğünü görmek mi? Telman'ın mesajı mı? Yoksa hepsi birden mi?
"Dönmem gerekiyor," dedi. Kelimeler kendiliğinden çıktı, düşünmeden. "Bu kadar."
Krzysztof'un dudaklarında bir şey belirdi — gülümseme değil, gülümsemenin gölgesi. Anlamıştı. Belki de Nurhan'dan daha iyi anlamıştı.
"Vitrindeki afişi gördün mü?" diye sordu.
"Polonya Şampiyonası?"
"Evet. Mart 2027. Altı ay var."
Nurhan başını salladı.
"Katılmak ister misin?"
Soru odada asılı kaldı. Nurhan dün parktaki bankta bu afişe bakmıştı. Dün gece rüyasında ring görmüştü. Bu sabah buraya gelirken de biliyordu. Ama şimdi, biri ona açıkça sorduğunda, cevap ağırlaştı. Çünkü "evet" demek, her şeyi değiştiriyordu. Artık "deniyorum" değil, "yapıyorum" oluyordu.
"Evet."
Krzysztof başını salladı. Sanki cevabı biliyordu ve sadece Nurhan'ın söylemesini beklemişti.
"Kayıt için lisans gerekiyor. Polonya Kickboks Federasyonu lisansı. Ve bir kulübe bağlı olman gerekiyor."
Nurhan'ın midesi düğümlendi. Lisans. Federasyon. Bürokrasi. Bunları hiç düşünmemişti.
"Fight Club Praga'nın federasyonda kaydı var mı?"
"Var. Seni buradan çıkarabiliriz. Ama..." Krzysztof duraksadı. "Lisans ücreti 300 zloti. Kulüp kaydıyla birlikte toplam 450."
450 zloti.
Nurhan'ın cebinde elli zloti vardı. Bankada sıfır. Elektrik faturası ödenmemiş. Kira henüz yatmış. Ve daha ayın ortası bile değil.
Krzysztof onun yüzünü okudu. Otuz senedir sporcularla çalışan bir adamın geliştirdiği o bakış — paranın, terin, ve korkunun yüzde bıraktığı izleri okuyan bakış.
"Para sorun mu?"
Nurhan yutkundu. "Şu an... evet."
Krzysztof duvardaki fotoğraflara baktı. Bir an sessizlik oldu. Sonra döndü.
"Şöyle yapalım. Üyelik aidatını şimdilik unut. Antrenmanlara gel. Ben seni çalıştıracağım. Lisans için son başvuru tarihi Aralık. O zamana kadar parayı denkleştirirsin."
Nurhan gözlerine inanamadı. "Neden?"
"Çünkü on yıl dövüşmüş birini gördüğümde tanırım. Sen yürürken bile belli ediyorsun. Adımların, duruşun, nefes alışın — beş yıl silmemiş." Krzysztof masanın kenarına dayandı. "Ama bir şartım var."
"Nedir?"
"Altı ayda seni şampiyonaya hazırlayabilirim. Ama döküleceksin. Beş yılda kaybettiğin her şeyi geri almak için acı çekeceksin. Ben acı çektirmeyi bilirim. Sen dayanmayı biliyor musun?"
Nurhan'ın zihninde Telman'ın sesi yankılandı: "Qorxursansa, yaxşıdı."
"Dayanırım," dedi.
Krzysztof elini uzattı. Nurhan bu sefer daha sıkı tuttu.
"Yarın sabah yedide başlıyoruz. Geç kalma."
Antrenman alanına çıktıklarında salon yine sakindi. Dünkü dövmeli adam yine ip atlıyordu — bu sefer durmadı, sadece başıyla selam verdi. Nurhan başını salladı.
Krzysztof onu ağır torbanın önüne götürdü.
"Dün seni izledim."
Nurhan bir şey demedi.
"Berbattı."
Yine bir şey demedi. Çünkü doğruydu.
"Ama ilk gün için normal. Asıl sorun şu: vücudun ne yapacağını hatırlıyor, zihnin hatırlıyor, ama ikisi konuşmuyor. Beş yıl aradan sonra en büyük düşmanın kondisyon değil, koordinasyon. Zihin-kas bağlantısı. O kopmuş."
Nurhan bunu dün hissetmişti. İp atlarken, gölge boksunda. Zihni "sol kroşe" diyordu, vücudu yarım saniye geç yapıyordu.
"Bugün ne yapacağız?"
"Bugün hiçbir şey."
Nurhan kaşlarını kaldırdı.
"Yani bugün sadece hareket edeceksin. Temel adımlar. Gard pozisyonu. Nefes. Torba yok, ip yok, kuvvet yok. Sadece temel. On yıl önce öğrendiğini sandığın şeyleri yeniden öğreneceksin."
Nurhan itiraz edecek oldu. Sonra sustu. Krzysztof haklıydı.
Krzysztof onu aynanın önüne götürdü.
"Gard al."
Nurhan gardını aldı. Sol ayak önde, sağ ayak arkada, eller yukarıda.
Krzysztof bir tur attı etrafında. "Çenen aşağıda kalsın. Sol omzunu kaldır. Sağ elin çeneni koruyor, kaşlarının hizasında değil."
Nurhan düzeltti.
"Şimdi bir adım ileri."
Nurhan adım attı. Krzysztof durdurdu.
"Önce ayak, sonra vücut. Sen vücutla başlıyorsun. Dengesiz oluyor."
Tekrar. Bu sefer doğruydu.
"Geri."
Doğru.
"Sağa."
Doğru.
"Sola."
Doğru.
"Şimdi hepsini birleştir. İleri-geri-sağ-sol. Ritimle. Nefesini unutma."
Nurhan hareket etmeye başladı. Aynada kendini izliyordu. İlk birkaç adımda dengesizdi — Krzysztof'un dediği gibi, zihin ve vücut arasında bir gecikme vardı. Ama sonra, yavaş yavaş, bir şeyler oturmaya başladı. On yılın kas hafızası, beş yıllık uykudan uyanıyordu.
Krzysztof kenarda duruyor, kollarını kavuşturmuş izliyordu. Arada bir düzeltiyordu: "Topuklarını kaldırma." "Nefes al, nefes ver." "Gözlerini aynadan ayırma."
On beş dakika böyle geçti. Nurhan ter içinde kalmıştı — sadece adım çalışması, sadece temel hareket. Ama ciğerleri yanıyordu.
"Tamam," dedi Krzysztof. "Yeter. Şimdi otur."
Nurhan mindere oturdu, nefes nefese.
Krzysztof karşısına geçti, ayakta kaldı. "Sana bir şey söyleyeceğim. Hoşuna gitmeyebilir."
Nurhan başını kaldırdı.
"Altı ayda Polonya Şampiyonası'nda ilk üçe giremezsin."
Nurhan'ın midesine bir yumruk indi. Gerçek, her zaman fiziksel bir şeydi.
"Ama," diye devam etti Krzysztof, "bu, girmemen gerektiği anlamına gelmez. Bazı dövüşler kazanmak için değildir. Bazı dövüşler, dövüştüğünü hatırlamak içindir."
Nurhan nefesini topladı. Krzysztof'un ne dediğini anlıyordu. Ringe çıkmak, zaten bir kazançtı. Ama bu, yeterli miydi?
"Ben kazanmak istiyorum," dedi.
Krzysztof'un yüzünde o gölge-gülümseme yine belirdi. "O zaman daha çok çalışacaksın."
Antrenmanın ikinci yarısı daha zordu.
Krzysztof temel komboları gösterdi: sol direk, sağ kroşe, sol tekme. Nurhan'ın on yıl önce uykuda yapabildiği şeyler. Ama şimdi her birini düşünerek yapıyordu. Düşününce yavaşlıyordu. Yavaşlayınca dengesiz oluyordu.
"Hızlı düşünme," dedi Krzysztof. "Düşünme. Yap."
Nurhan denedi. Sol direk — düşündü, geç kaldı. Sağ kroşe — düşündü, omzu açıldı. Sol tekme — düşündü, dengesi bozuldu.
"Düşünme dedim!"
"Deniyorum!"
"Denemek yok. Yap ya da yapma."
Nurhan dişlerini sıktı. Tekrar. Bu sefer bir şey değişti. Zihni sustu. Sadece hareket etti. Sol direk, sağ kroşe, sol tekme — bir, iki, üç. Akıcıydı. Yavaştı ama akıcıydı.
Krzysztof başını salladı. "İşte bu."
Nurhan nefes aldı. O bir anlık akıcılık, beş yıldır ilk kez hissettiği bir şeydi. Vücudu ve zihninin aynı hizada olduğu o nadir an. Gitmişti. Ama gelmişti. Ve tekrar gelecekti.
Soyunma odasında banka oturdu. Ellerini çözdü. Parmak eklemleri dünkü kadar kızarmamıştı — torba çalışmadığı için. Ama bacakları, özellikle baldırları, adım çalışmasından yanıyordu.
Duvardaki saate baktı: 09:15. İki saat. Sadece iki saat. Ama dünkü bir saatten daha yorucuydu. Çünkü dün sadece yoklamıştı. Bugün başlamıştı.
Krzysztof soyunma odasına girdi, elinde bir kâğıtla.
"Federasyon kayıt formu. Doldur, yarın getir. Fotoğraf gerekiyor — biyometrik."
Nurhan kâğıdı aldı. Lehçe form. Ad, soyad, doğum tarihi, uyruk, kulüp, siklet, lisans numarası. Lisans numarası hanesi boş kalacaktı.
"Ve bir şey daha," dedi Krzysztof. Elini eşofmanının cebine attı, bir şey çıkardı. Bir zarf. "Bunu al."
Nurhan zarfı açtı. İçinde para vardı. Saymadı ama kalınlığından en az 200-300 zloti olduğunu anladı.
"Bu ne?"
"Lisans ücretinin yarısı. Kalanını sen halledersin."
Nurhan ayağa kalktı. "Bunu kabul edemem."
"Kabul edeceksin. Borç değil. Yatırım." Krzysztof arkasını döndü, çıkmadan önce durdu. "Karşılığını ringde ödersin."
Gitti.
Nurhan elinde zarfla öylece kaldı. Gururu, mantığı, minneti, şaşkınlığı — hepsi aynı anda boğazına düğümlendi. Sonra zarfı katladı, dikkatlice cebine koydu.
Salondan çıktığında hava yine soğuktu. Praga'nın kaldırımları bu kez farklı geliyordu. Dün yürürken her adımda bedeninin ağrısını hissetmişti. Bugün de hissediyordu. Ama artı bir şey daha vardı: yön. Hangi yöne gittiğini bilen bir adam, ağrıyı farklı taşırdı.
Eve yürüdü. Fırının önünden geçerken durdu. Vitrine baktı. Sonra içeri girdi.
İki ekmek aldı. Ve bir poğaça. Sıcaktı.
Yolda poğaçayı yedi. Tereyağı damağına yapıştı. Uzun zamandır yediği en güzel şeydi.
Apartmana vardığında merdivenleri yavaş çıktı. Kapıyı açtı, içeri girdi, ayakkabılarını çıkardı, montunu astı. Masaya oturdu, formu çıkardı, kalemi aldı.
Ad: Nurhan Teymurxanlı. Doğum tarihi: 12.03.2005. Uyruk: Azerbaycan. Kulüp: Fight Club Praga. Siklet...
Durdu.
Siklet neydi? Beş yıl önce 67 kiloydu. Şimdi kaçtı? Bilmiyordu. Banyoya gitti, tartıya çıktı. Rakam ekranda belirene kadar bekledi.
On bir kilo. Beş yılda on bir kilo almıştı. Ve bu on bir kilonun bir kısmı, dövüşebilmek için gitmek zorundaydı.
Tartıdan indi. Forma döndü. Siklet hanesini boş bıraktı. Sonra fotoğraf çektirmesi gerektiğini hatırladı. Telefonuyla aynada bir selfie çekti. Biyometrik değildi, gülümsüyordu, arka plan dağınıktı — ama şimdilik yeterdi.
Formu katladı, çantasına koydu.
Sonra Krzysztof'un verdiği zarfı çıkardı. Parayı saydı: 200 zloti. Tam lisans ücretinin üçte ikisi. Krzysztof "yarısı" demişti — ya matematiği kötüydü ya da bilerek fazla vermişti.
Nurhan parayı masanın çekmecesine koydu. Kalan 250 zlotiyi nasıl bulacaktı? İş yoktu, gelir yoktu, borç vardı. Ama bunu düşünmek için yarın vardı. Bugün, sadece bugün, yeterince şey olmuştu.
Yatağa uzandı. Tavana baktı. Leke oradaydı.
Ama artık onu görmüyordu.
Çünkü gözlerini kapattığında gördüğü şey ringdi. Altı ay sonraki ring. Polonya Şampiyonası. Ve kendisi — ortada, elleri havada.
Bu sefer rüya değildi. Hayaldi. Ve hayaller, rüyalardan daha tehlikeliydi. Çünkü hayaller, uyanıkken görülürdü. Ve uyanıkken görülen şeylerin peşinden gidilirdi.
Gözlerini kapadı.
Yarın üçüncü gündü.