Varşova'nın Praga semtinde, adını telaffuz edemediği bir sokakta, Nurhan Teymurxanlı tavana bakıyordu.
Lekeliydi. Sarıya çalan rutubet izleri, köşedeki çatlağa doğru ilerliyor, orada kayboluyordu. Bunu daha önce kaç kez fark etmişti? Sayamadı. Son üç aydır her sabah aynı tavan, aynı leke, aynı sessizlik. Uyan. Telefona bak. İş başvurusu yap. Cevap gelmez. Tekrar uyan.
Bugün farklı olacaktı. Hissediyordu.
Yataktan kalktı. Dar stüdyo dairenin mutfağı iki adımdı. Buzdolabını açtı — yumurta, yarım ekmek, üç günlük çorba. Kapadı. Açtı. Kapadı. Aç karnına kahve yapmak daha kolaydı.
Cezve yoktu. Polonya'da cezve bulmak, Azerbaycan'da pierogi bulmak gibiydi — mümkündü ama anlamsızdı. Çözünebilir kahveyi kupaya boşalttı, su ısıtıcısının düğmesine bastı. Isıtıcı ses çıkarmadı. Fişe baktı. Takılıydı. Düğmeye tekrar bastı. Yine sessizlik.
Üç gündür bozuktu. Isıtıcıyı tamir edecek paraya kira yüzünden dokunamıyordu.
Soğuk suyla kahve niyetine bir şeyler içti. Tadı lastik gibiydi.
Nurhan Teymurxanlı, 21 yaşında, Varşova Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden üç ay önce mezun olmuştu. Ortalaması fena değildi — 4.2. Lehçesi akıcıydı, İngilizcesi yeterliydi. CV'si düzgündü. Referansları vardı. Ama bir şey eksikti. O bir şeyi ne kendisi biliyordu ne de onu reddeden on beş şirket söylemişti.
Belki de kimse söyleyemezdi. Çünkü eksik olan şey ölçülebilir değildi. Bir bakıştı. Bir duruştu. Ringde yumrukların konuştuğu o yerde, kimsenin sana "CV'ni gönder, dönüş yapalım" demediği o yerde geçen on yılın bıraktığı bir şeydi.
Ya da tam tersi: o on yılın geride kalmasının bıraktığı bir boşluktu.
Oturduğu masanın üzerinde açık duran laptopun ekranı uyku moduna geçmişti. Fareye dokundu. Ekran canlandı. Dün gece yarısına kadar doldurduğu iş başvuru formu hâlâ açıktı. "Submit" tuşuna basmamıştı. Göz gezdirdi. Eğitim bilgileri. İş tecrübesi: yok. Yetenekler: takım çalışması, analitik düşünce, zaman yönetimi. Üçünü de ringde öğrenmişti aslında. Ama oraya "7 ülke madalyası, 3 ulusal şampiyonluk, Telman müəllimin yetiştirdiği en sert yumruk" yazamazdı.
Kimse kickboks madalyasını iş tecrübesi saymıyordu.
"Submit"e bastı. Ekranda "Başvurunuz alınmıştır" yazısı belirdi. On beşincinin de aynısını söyleyeceğini biliyordu.
Saat üç gibi sokağa çıktı. Praga'nın eski kırmızı tuğlalı binaları arasından yürüdü. Ekim soğuğu Varşova'yı erkenden ısırmıştı. İnce montuyla üşüdüğünü hissetti ama geri dönmedi. Yürümek iyi geliyordu. En azından tavandaki lekeyi görmüyordu.
Bir fırının önünden geçti. Sıcak ekmek kokusu sokağa taşmıştı. Vitrine baktı. Ekmekler, poğaçalar, kruvasanlar. Midesi kazındı. Cebindeki son elli zlotiyi yokladı. Ayın on ikisiydi. Kirayı yatırmıştı ama elektrik faturası henüz ödenmemişti. Vitrindeki ekmeğe son bir kez baktı, yürüdü.
Bir blok ötede, Aleksandr Parkı'nın girişinde yaşlı bir kadın güvercinlere ekmek atıyordu. Güvercinler üşüşmüş, kadının ayaklarının dibinde dönüyordu. Nurhan durdu. Kadının elleri titriyordu. Parkinson muydu, yoksa soğuktan mıydı, anlayamadı.
Kadın başını kaldırdı, Nurhan'a baktı. Lehçe bir şeyler söyledi — çok hızlı, anlamadı. Nurhan başını salladı, yürümeye devam etti.
Parkın ortasındaki banka oturdu. Telefonunu çıkardı. Bildirim: sıfır. WhatsApp: sıfır. E-posta: bir tane — dünkü Red/LinkedIn bülteni. Sildi.
Sonra farkında olmadan YouTube'u açtı. Arama çubuğuna dokundu. Klavye belirdi. Duraksadı.
Ne arıyordu?
Parmakları kendiliğinden yazdı: "Nurhan Teymurkhanly kickboxing."
Sonuçlar yüklendi. İlk sırada bir video vardı. 2019 Bakü Gençler Turnuvası finali. Küçük resimde kendini gördü: 15 yaşında, mavi eldivenli, kolları havada. Rakibi yerdeydi. Nakavt.
Videonun altındaki tarih: 7 Nisan 2019. Yedi yıl önce.
Oynat tuşuna basmadan önce bir an durdu. Nefes aldı. Parmakları titriyor muydu? Hayır. Soğuktandı.
Dokundu.
Ekran, eski bir dünyanın kapısını açtı.
Kamera amatördü. Ses boğuktu. Ama ringi görüyordu: Bakü Spor Salonu'nun o bildik parkeleri, köşede mavi minder, hakemin beyaz gömleği. Ve ringin ortasında kendisi. 15 yaşında, zayıf ama sıkı, bacakları yaylı, elleri yukarıda. Rakip Gürcistan'dandı — adını hatırlamıyordu. Uzun boylu, geniş omuzlu, en az beş kilo ağır.
Videoda hakemin eli düştü. Dövüş başladı.
Nurhan telefondaki kendini izlerken bankta öne eğildi. Dirseklerini dizlerine dayadı. Nefes almayı unuttu.
Ekrandaki çocuk hareket ediyordu. Gerçekten hareket ediyordu. Sağa kay, sola yat, rakibin tekmeleri boşluğu buluyor, sonra — bir an — o an. Rakip sol tekme atarken Nurhan içeri daldı. Mesafeyi kapattı. Sol kroşe, sağ kroşe, karaciğere diz. Rakibin nefesi duyuldu — boğuk, ağır bir ses. Sonra sağ aparkat. Çene.
Nakavt.
Hakem araya girdi. Seyirciler ayağa kalktı. Kamera sallandı. Videodaki çocuk kollarını havaya kaldırdı, bir an için kamera onun yüzüne zum yaptı.
Nurhan kendi yüzüne baktı.
O çocuk gülüyordu. Dişleri görünüyordu. Alnında ter parlıyordu. Ve gözlerinde bir şey vardı. Kesinlik. Ateş. Nerede olduğunu, ne yaptığını, kim olduğunu harfiyen bilen birinin bakışı.
Şimdi Varşova'da bir park bankında oturan Nurhan, o bakışı tanıyamadı.
Video bitti. Otomatik oynatma bir sonraki videoyu başlatacaktı ama Nurhan ekranı kaydırıp kapattı. Telefonu cebine koydu. Kalktı.
Yürümeye başladı. Hava daha da soğumuştu. Rüzgâr Vistül tarafından esiyor, montunun yakasından içeri sızıyordu.
Dönüş yolunda spor salonunun önünden geçti. "Fight Club Praga" yazıyordu vitrinde. Daha önce yüzlerce kez geçmişti buradan. Hiçbirinde içeri girmemişti. Bugün de girmedi. Ama vitrindeki afişe baktı. "Polonya Kickboks Şampiyonası — 2027 Mart — Kayıtlar Başladı."
Gözleri afişte birkaç saniye kaldı. Sonra yürümeye devam etti.
Apartmanın merdivenlerini çıkarken bacakları ağırlaştı. Kapıyı açtı. İçeri girdi. Karanlık koridorda ayakkabılarını çıkardı. Işığı yakmadı.
Odasına geçti. Laptopu açtı. YouTube yeniden yüklendi. İzleme geçmişi: "Nurhan Teymurkhanly kickboxing." Ona tıkladı. Bu sefer başka bir video seçti. Bakü 2018 — hongo dövüşü. 14 yaşında. Rakip İran'dan. Nakavt.
Bunu da izledi. Sonra bir tane daha. Sonra bir tane daha.
Saat gece yarısını geçmişti. Dışarıda Varşova sessizdi. Odada sadece laptopun mavi ışığı ve Nurhan'ın düzensiz nefes sesi vardı.
Son videoyu kapattı. Ekran karardı. Siyah ekranda kendi yansımasını gördü: 21 yaşında, omuzları çökmüş, gözlerinde o ateşten eser yok.
Ama bir şey vardı.
O sabah uyandığında hissettiği şey. "Bugün farklı olacaktı."
Bir karar değildi henüz. Bir düşünce bile değildi. Bir titreşimdi. Göğsünün bir yerinde, yıllardır susmuş bir telin yeniden gerilmeye başlaması gibi.
Telman müəllimin bir sözünü hatırladı. Antrenmanlardan birinde, Bakü'deki o eski salonda söylemişti. Kendisi on dört-on beş yaşlarındaydı, bir maçtan önce gerilmişti. Telman yanına gelmiş, omzuna vurmuştu:
"Qorxursan?"
"Yox, müəllim."
"Qorxursansa, yaxşıdı. Qorxmaq deməli, vecinədi. Kim vecinə almazsa, o döyüşməz. Amma qorxunu içində saxlayıb döyüşəcəksən. Onsuz da hamı qorxur. Fərq budu: sən döyüşəcəksən."
Nurhan o gün dövüşmüştü. Kazanmıştı.
Şimdi Varşova'da, karanlık odasında otururken o sözleri yeniden duydu. Ama bu sefer anlamı farklıydı. O günkü dövüş ringdeydi, rakip karşısındaydı. Şimdiki dövüşün nerede olduğunu, kiminle olduğunu bilmiyordu.
Bildiği tek şey vardı: bir şeylerin değişmek üzere olduğu.
Laptopu kapattı. Yatağa uzandı. Tavana baktı. Leke hâlâ oradaydı. Ama bu gece farklı görünüyordu. Bir leke değildi sanki. Bir haritaydı. Nereden geldiğini hatırladığın, nereye gideceğini henüz bilmediğin bir harita.
Gözlerini kapadı. Uykuya dalmadan önce son düşündüğü şey ringdi.
Ertesi sabah farklı uyanacağını henüz bilmiyordu.